POETİKHABER SİTESİ

Nabız Vuruşları..

ELEŞTİREL DEĞİNİLER-2

Posted by mustafa celep Ekim 10, 2010

ELEŞTİREL DEĞİNİLER-2

Yumuşak Ge eylül-ekim sayısını ‘şiir cemaatleri’ adlı bir dosya konusuna ayırdı. Sanat dünyamızdaki cemaatleşme olgusuna farklı kesim ve kuşaktan yazarlar ilgi çekici ve aynı zamanda düşündürücü/bilgilendirici bakış açıları sundular.

 

Önce yap sonra açıklarsın

 

Şiirde hiyararşik bir yapılanma ne kadar sağlıklıdır bilemeyiz ancak şiir işinde ilişkilerin belirleyici olduğunu söylemek durumundayız. Bu durum bizi direkt olarak ‘şair klikleri’ne götürür. Şunu apaçık bir gerçek olarak ifade etmek gerekirse, yaptığımız işin anlamlı olmasını  ve geleceğe kalmayı istiyorsak destekleyici bastonlara ihtiyacımız olmamalı derim. Şiirde kalıcılık şiirle olur, şairsen şiirin konuşsun. İsmet Özel’in belirleyici ilkesiyle söylersek ‘önce yap sonra açıklarsın’ Şiirde tek belirleyen şairin ökeliğidir yani şiirsel ırasının yansıması olarak özgün yeteneğidir diyebiliriz. Colaridge’ın terimleriyle ‘şiirde ökelik, yetenekle özdeş anlamlara sahip, sıkı sıkıya bağlı yani.’

 

Yalnızsın!

Bizde işler böyle dönmüyor maalesef. Kendine alan açmak istiyorsan ya kendi başına kendi çizginde ilerleyeceksin ya da grup liderinin isterleri doğrultusunda haraket edeceksin. Reisin onayından geçtikten sonra grup üyeleriyle dayanışarak kendine veya dergine yakın isimlerin ürünlerini parlattıkça parlatacaksın. Eleştirmensen ‘eleştirel bağımsızlık’tan bahsetmen söz konusu bile edilemez. Yandaş grup yok, yok sayacaksın, böylece kendine ‘düşman’ belleyeceğin bir ‘öteki’ yaratmış veya konumlandırmış olursun. Bu işler böyle ama. İşin bu, yapacaksın! Bu işin dışında bir yerde, bu gruptan ayrı olarak kendini konumluyorsan şayet seni bekleyen vahim bir gerçek var: Yalnızsın!

 

Açımlayıcı bir sayı

 

Kendini bir cemaatin/grubun/kliğin içinde tanımlamak bir zorunluluk halini aldı artık. İşte ‘Edebiyat Eylemi’ mottosuyla çıkan dergilerden biri olduğunu özgünlüğüyle müşahade ettiğim Yumuşak Ge, bu zorunluluk halinin problematiğini açımlayıcı bir sayıyla okurun karşısına çıktı. Abdulbaki Akpınar, Adnan Dizer, Ali Celep, Ayşegül Tözören, Gökhan Arslan, Hakan Arslanbenzer, Murat Üstübal, Osman Konuk, Selman Bayer soruşturmaya cavap yazan isimler. Tek tek bu isimler üzerinde duracak değilim. Amacım vurgulanması gereken noktaları belirtmekle sınırlı. Şairler arasında bir ‘düşmanlığın’yaşandığı bir gerçek. Gruplaşma/öbekleşme/çeteleşme eğilimlerinin olduğu ise cabası. Ama her dönem böylesi ayrıksılıklar/yönelimler olmuştur şiir tarihinde. Bana sorarsanız yine de bu duruma problematik açıdan yaklaşmaktan yana değilim. Bakınız ‘gün görmüş’ olgun  bir kişiliğe sahip olduğuna inandığım şairlerden Osman Konuk, tehlikeyi de işaret ederek bu konuda şunu söyler:

 

Cemaatler hep olacaklar

 

‘Cemaat kolektif bir bilinç formu. Ama katı ve gerçek cemaatler var. Gevşek anlamıyla bir insan aynı anda birden çok cemaate üye olabilir. Şiir cemaatleri de olabilir. Cemaatler tahakküm, güç, baskı merkezleri haline gelip yekpare dev bir ağ oluştururlarsa sorun var demektir. Büyük bir sorun.’

 

‘Şairler, cemaatler, akımlar hep vardı, hep olacaklar.’

 

Umudu üzmeyelim

 

Konuk’un ifade ettiği anlamda bir sorunun olmadığını hüsnüzan edelim derim. İlle negatif mi olmak gerekiyor. Medyadan, iletişim dünyasından, gündelik hayattan, kültür ve sanat dünyasından zaten yeterince negatiflik yağıyor üzerimize. ‘Bizimdünya’nın ‘güzeldünyabizim’  olmasını arzuluyor olmak, umuda komşu olmaktır derim. Mustafa Kutlu’nun tabiriyle ‘umudu üzmeyelim’. Tabiidir ki Celal Fedai’nin anladığı anlamda ‘insani olan’ı bununla sınırlamıyoruz. Bu bize yetmeyecek, yetmemeli. İz’anla birbirimizi tahlil edelim.  Her çıkışı, her bildiriyi, her manifestoyu zenginlik bilip Şuara Suresi’nin bilinciyle hareket edersek insani olan’ın dar sınırlarına da hapsolmamış oluruz. Körlükler zindeliğe ve gözüpekliğe evrildiğinde tek dayatmanın şiirden geleceği umudu bizi diri tutacaktır, bundan adım gibi eminim.

 

Osman Konuk’tan soruşturmaya şık bir bonus cevap:

 

‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!’

 

Yumuşak ge şiirle de dikkat çekiyor

Yumuşak ge’nin bu sayısının soruşturma konusuyla olduğu kadar şiirlerle de dikkat çeken verimli bir sayı olduğunu söylemek mümkün. Derginin önceki sayıları ‘sinirleri alnmış şiir’lerle doluydu. İçe kapanık, yaşamsal öğeleri barındırmayan soluk şiirledi daha çok. Bu sayı önceki sayıları aşan bir toplamla çıkmış. Dergide yayınlanan şiirlere olumlu-olumsuz yönleriyle birlikte değinmeye çalıştım. Tümüyle övgü dolu bir yaklaşım getirmeye çalışsaydım bu zaten yapılan bir şeydi. Yani tanışlar birbirine yeteri miktarda yıkama yağlama yapıyorlar. Bu vaki. Olan bir şey. Yine tümüyle övseydim kötülük yapmış olurdum karşımdakine. Onun kusurlarını görmesine engel olurdum. Dolayısıyla muhatabım şiirini ileri bir noktaya taşamaktan uzak bir eyleşme alanı bulurdu kendine. Boşuna bir oyalanma olurdu bu da. Hasbelkader gördüklerimi yazdım. Dergideki şiirlerin hepsi belli bir şiir değeri taşıyor. Ben sadece değinmekle yetindim.

 

Estetik, siyaset, eleştiri

 

Oğuzhan Yıldız’ın ‘Dil’ şiirinin estetik bir algılanışı var. Olgun bir dimağın ürünü. Necatigil’i anımsattı bana. Mısra kuruluşu, şiir cümleleri ve söyleyiş bakımından daha çok. Duru, çapaksız, pürüzsüz bir dil. Dilsel iletisinin örtük bir biçimle dile geldiğini söyleyebiliriz. Diğer yandan beşeri tecrübeye, ‘yaşantı’ya ‘gerçeklik’e uzak bir tutumla ele alıyor şiiri Yıldız. Estetik dilin dolaylarında.

 

Selman Bayer’in ‘Kof Aklın Eleştirisi’ adlı şiiri postmodern kültürden beslenerek yazılmış bir şiir. Süreçsel bir havada siyasi algıyı sorguluyor daha çok. Özellikle ‘28 Şubat’ postmodern askeri darbeyi ironik bir dil tutumuyla eleştirir. Göndermeleri çokluk resmi-siyasi söyleme yöneliktir. Militarist anlayış da Bayer’in eleştirisinden nasibini alır. Ciddi bir şiir yine de. Tüm ironisine rağmen.

 

Murat Ekinci’nin ‘Ben ve Şehir’ şiiri, ilk dönem İsmet Özel şiirini anımsatıyor. Ekinci’nin şiirinin sezdirdiğince söylersek, şiirdeki öznenin şehirle problemli  bir durum yaşadığını ifade etmek mümkün. Bu da daha çok şairane ve romantik bir deyişle deneyimlenir. Olumladığımız bir şiir tavrı değil ama. Kağşamış bir anlayış zira. Şairden sokağın gürültüsünün duyulduğu şiirler beklemekle yetinelim şimdilik.

 

Bir ‘itiraz dili’ geliştirme çabası

Dürüst davranalım: Dergide en çok Enes Malikoğlu’nun ‘İtirazlar’ şiirini sevdim. Yine bir şiiri insanca sevmenin heyecanı içindeyim. Yeterli bulmuyorum bu sevinci, ki bu, Nurullah Ataç’ın öznel-izlenimci beğenisini anımsatsa da Eliot gibi düşünürüm bu konuda: ‘Bir şiir karşısında heyecan duyuyorsak o şiir anlamlıdır’ der, şiir ve anlam sorunsalını tartıştığı bir yazıda. Eliot’a kulak verirsek gerekçelerimiz de var demektir: Yeni bir itiraz dili geliştirme arayışı ve çabası içinde Malikoğlu. ‘İtirazlar’ devrimci bir öze sahip bir şiir. Tekinsiz ve sakınımsız duruşun şiiri. Şunu da söylemekte fayda görüyorum: Ataç gibi öğüt vermeken yana değilim ancak İtirazlar geniş boyutlu yoğun bir atmosfere sahip bir şiir de olabilirdi pekala. O yüzden sevincimi yeterli bulmadım. ‘Önemse oğlum, şah damarından/uzaklara mevzilenen halkı!’ veya ‘Reklamcı olmayanı solcu/saymıyorlar bu ülkede/Çık dışarı Hikmet Kıvılcımlı/Önün arkan sağın solun sobe.’ Bu mısralarda durdum. Bu şiir  Türkiye’yi eksen alan kaplamlı uzun bir şiir anlayışıyla da yazılabilirdi diye düşündüm. İtirazlar eleştirel bir şiir. Umarız ki nefesli olur.

 

Yumaşak Ge, soruşturmalarıyla, ürünleriyle okunması elzem olan dergilerden.

 

Mustafa Celep

 

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 2.722 other followers